28 Haziran 2009 Pazar

deli defteri 16. sayı


hayri vaka; yumurta

edip üryani; yolda gördüğümüz güzel kızlara nasıl davranmamalıyız?

sabriye kerebiç; nikah masası

duygu t.;sahici prensesin gurur ve bezelyeler üzerine inşa edilen aşkının hikâyesi

woody allen; manhattan'ın kuyrukları

amy ozols; küçük felaket

andy borowitz; boş zaman



“lisedeyken sivilcelerimi saç kurutma makinesiyle kurutmaya çalışırdım. insanlar yüzüme bakıp ‘kuaförün kim?’ diye sormaya başlayınca bıraktım”
hayri vaka


“külüstür arabamla köprüdeki gişelere geldim. görevli ‘50 cent’ dedi.
‘sattım gitti’ dedim.”
sloppy white


“ne zaman arabama bir otostopçu alsam şöyle diyorum: ‘kemerini bağla dostum, çizgifilmlerde gördüğüm bir şey deneyeceğim’ ”
steven wright


“karım eve geldi ve bana bir iyi bir de kötü haberi olduğunu söyledi. önce iyi haberi duymak istedim. ‘havayastıkları çalışıyor’ dedi.”
roy chubby brown


“bir trene yetişmenin bugüne kadar keşfettiğim en iyi yolu; o treni daha önce kaçırmış olmaktır.”
g.k. chesterton


“deniz tutmasının iki evresi vardır: birinci evresinde öleceğinizden korkarsınız, ikincisinde ise ölememekten korkarsınız.”
sandi toksvig


“uçaklardaki oksijen maskelerini bilirsiniz. bence içinde oksijen filan yok, onlar sadece çığlıkları bastırmak için.”
rita rudner

04 Haziran 2009 Perşembe

DELİ DEFTERİ DAĞITIM NOKTALARI

ankara; dost kitabevi
imge kitabevi
turhan kitabevi
birleşik kitabevi
ardıç kitap kafe

istanbul; mefisto kitabevi

eskişehir; adımlar kitabevi
insancıl kitabevi

malatya; hayal büfe

02 Haziran 2009 Salı

dörtten sonrası yalan - sabriye kerebiç

Büyük bir gürültü var. Kocaman, yeşil bir alan. Büyük bir gürültü ama ne fena. Aman Allah’ım. Hassas kulaklarım bana acı vermeye başladı. Kanadı aksadığı için peşinden gitmiştim o serçenin. Yoksa işim olmaz onlarla. Uçuyorlar. Bazen bunu unutup peşlerinden alıkça koşan saf kedileri görüyor, gülüyorum. Yok ben saf değilim. Biliyorum ki uçamayacak. Eninde sonunda yorulup pençelerime düşecek. Ama o inanılmaz gürültünün beni mahvettiği yere doğru kaçtı. Çimenlerin üzerinde koşan çıplak bacaklı insanlar gördüm. Birdenbire gözlerime, kulaklarıma ve burnuma o kadar çok ve farklı uyarılar geldi ki birden neye uğradığımı şaşırdım. Çok insan vardı. Çok. Yeşilliğin etrafına oturmuşlar. Kuş nereye gitti bu arada kaybettim onu. Kendi canımın derdine düştüm. Üstüme su şişeleri filan yağıyordu. Çimlere doğru koşunca beni kovalamaya başladı çocuklar. Kenara kaçtım. Kulübe gibi bir şeyin arkasında kendime göre bir boşluk buldum, saklandım. O kadar çok insanı bir arada görmemiştim. Ve kulaklarım alışınca anladım ki aynı şeyi bağırıyorlardı. Birlikte şarkı mı söylüyorlardı? Yok, şarkı değil çünkü fazla öfkeliydiler. Daha önce duyduklarım gibi değil. Bir yaşıma daha girmiştim. Gizlendiğim yerden çıplak bacakları izledim. Hepsi erkek. Bir top var. Sürekli koşuyorlar. Birisi topa vuruyor. Tekrar koşuyorlar. Bir de bizim kara Selami gibi bir çıplak bacaklı daha var. O hiç topa vurmuyor. Ama koşma dersen eksik kalır yanı yok. Kuş nereye gitti acaba? Yahu uçamaz o nereye gidecek? Kenara bir yere tünemiştir. Ben bu halimle korktuğuma göre o kalp sektesinden gitmiştir şimdiye kadar. Mundar olmuştur. Kahretsin, nerden geldin buraya be kuş. Bak hem kayboldun hem beni aç bıraktın. Etrafta bol bol su var. Saçılmış. Ama yiyecek bir şey yok. Bu insanlar et filan fırlatmıyorlar etrafa. Ateş yakanlar var. Ama bir şey pişirmek için değil. Ateşi ellerinde tutuyorlar. Ateşi nasıl tutuyorlar yahu? İnsanları anlamak için insan olmak lazım. Ama kara Selami söylemişti. Belki de haklı. Onları anlamak için insan olmak da yetmez. Kara Selami kılıklı düdük öttürüyor bazen. O öttürünce herkes duruyor. Gürültü artıyor. Ben ne zaman kurtulacağım buradan? Kendimi çok güçsüz hissettim. Beklemeliyim. Bunlar giderse ben de çıkarım. Hava da karardı. Ve oğlum hâlâ açsın. Bravo sana. Kuşun peşinde geçti akşam. Kurtulayım buradan kara Selami’nin evine gideceğim. Çöplerinde her zaman balık oluyor. Selami’nin artıkları oluyor. Selami’nin yemediğini biz yiyoruz bakar mısınız… Bu dünyada insanlar var, gürültü yapan insanlar var, kediler var bir de şanslı kediler var. Evet, dörde ayrılıyor canlılar bence. Dörtten sonrası yalan.

deli defteri 15. sayı


15 ayda neler oldu?
deli defteri yürümeye başladı. diş çıkardı. agu dedi, mugu dedi. sevenleri oldu, aboneleri filan oldu. dostları oldu. sık sık ağabeylerinden destek aldı. güç aldı. seyit ali aral, alper canıgüz, murat menteş ve toprak ışık bunlardan bazılarıydı. taa paris’ten takdirlerini gönderen hocamız m. şehmuz güzel’i de unutmayalım. onlar sayesinde umutları yeşerdi deli defteri’nin. misafirleri oldu, eli boş gelmeyen misafirler. uğurladıkları da oldu sessizce.

burhan felek, adnan veli, ahmet rasim gibi ustalara da selam gönderdik. sadece ülkemizden değil yurtdışından da okurlar, konuklar buldu kendine dergimiz. bazı yazarları, yolladığımız yalancıktan uçak biletleriyle türkiye’ye getirip deli defteri sayfalarında çay ikram ettik. biz çay ikram ederken onlar bizi güldürdü, biz de onlara minnettar kaldık. ephraim kishon, george s. kaufman, jack handey, woody allen, jerry seinfeld, steven wright, emo philips, henny youngman, rita rudner, mark twain bunlardan sadece bazıları… ve tabi ki üstad fernando sorrentino. arjantin’den gönderdiği selamlarla deli defteri’nin küçük, sevimli yolculuğunda başarılar diledi, sürekli cesaret verdi o samimi satırlarıyla. kendisi ingilizce’yi çok iyi bilmediğini iddia ettiğinden deli defteri için özel olarak istediğimiz özgeçmişini ispanyolca yazarak gönderdi. ayrıca fernando amcanın kendi web sitesinde dergimiz için türkçe’ye çevirdiğimiz bazı hikâyelerini deli defteri sayılarından birinin kapağı ile birlikte yayınladığını ve diğer 18 ülke bayrağı ile birlikte türk bayrağını da orada dalgalandırdığımızı -müsaade ediniz- kıvançla belirtelim. bu usta mizah yazarının hikâyelerini bu sayıda olduğu gibi elimizden geldiğince yayınlamaya devam edeceğiz.

birkaç aydır sizi alıştırdığımız söyleşilere bu ay ara verdik. tembelliğimize verin. ama örneğin gelecek ay yukarıda andığımız kıdemli komedyenlerden biri ile yapılmış bir söyleşinin türkçe çevirisini bulacaksınız. bunun hem onları biraz tanımak hem de farklı bir tat yakalamak adına güzel olacağını düşünüyoruz.bu ay biraz değişik bir içerikle karşınızdayız. örneğin küçük kutular içinde büyük kahkahalara vesile olan alıntılarımız bu sefer biraz daha fazla. sonracığıma, hayri vaka, uzun bir süre önce yazmış olduğu sitcom projesini paylaşmak istedi. bu alıştığınız hayri vaka’dan biraz farklı. ama beğeneceğinizi umuyoruz. bir başka değişiklikse şu: yazılarıyla sizi kendi dünyalarına alıştıran ve tebessüm müptelası yapan kadrolu ve sigortalı birkaç yazarımız, malum finaller ve aşklar mevsimi olduğu için yazılarını yetiştiremediler. ama merak etmeyin temmuz ayında bomba gibi dönecekler. bütün derslerinden geçmiş ve rahatlamış olarak yaza damgalarını vuracaklar. her ne kadar serdar ortaç buna bozulacak olsa da kendisini hayat ve yorgunluğuyla baş başa bırakıp yolumuza devam edeceğiz.

deli defteri adlı bu gülüntrak dergi, kontörsüz, daha da kötüsü bedava sms’siz ve facebook’ta grupsuz kalınmayan, yepisyeni topun kendileri almanya’da yaşayan ailenin balkonuna kaçmadığı günler diler.

iyi haziranlar efendim.