“1 mumdur 2 mumdur 3 mumdur 4 mumdur 14 mumdur / bana bir bade doldur / bu ne güzel düğündür ha ninnah” dizelerini açıklayınız… şeklinde bir soru sorulmuştu bana ortaokuldayken bir kompozisyon sınavında. “düğünlerde mum israf etmemeliyiz, düğün ne kadar güzel olursa olsun kendimizi çaydaçıraya kaptırıp 4 mumluk kotamızı aşmamalıyız” diye abuk bir cevap verdiğimi hatırlıyorum bu sabuk soruya. şimdiki aklım olsa oradaki 14. mumun istikrara ve bazı mekânların 14 ve daha fazla mumla aydınlatılmasının doğru olduğuna işaret ettiğini filan söyleyebilirdim. deli defterinin bugüne kadarki devamlılığından ve güldürdüğünde fırçalanmış beyaz dişlerle ortamlara sağladığı ışıksal faydalardan dem vururdum. boşuna ‘ha ninnah’ dememiş şair.
14. lui deli defterini okuyabilseydi eminim bunu hemen 13. lui’ye anlatacak ve 15. lui’nin de bir deli defteri abonesi olması için şimdiden girişimlere başlayacaktı. ancak deli defteri’nin sıradan beğenilere ve vasatın altında zekalara seslenmediğini bilen okurlar hemen şu soruları soracaktı: “deli defteri fransızca biliyor mu? peki 14. lui türkçe’den haberdar mı?” “muhtemelen değil” diye kendi cevaplayacaktı okur çünkü onca lui’deki namsal istikrarın monotonluğa dönüştüğü o ince çizgi, dil öğrenmek ve mizah için pek de uygun bir ortam değildi herhalde. neticede fransız kalacaktı deli defterine. adam galatasaray mezunu bir kral bile olsaydı, fransızlığının bedelini ödemek zorunda kalacaktı. şimdi sonuç olarak şunu belirtmek isterim ki… oyy, işte kontrolsüz bir kelime oyununun bizi getirdiği nokta.
yani demem o ki sayın okur; 14. sayımız bu. artık unutmazsınız. “ne 14’müş arkadaş, amma kafa ütüledi be” diyerekten eşe dosta anlatırsınız. ama reklamın iyisi kötüsü olmaz derler. mayıs ayına geldik sevgili okur. resmi tatille başladığımız mayıs ayı, gönüllerin yayını gevşeten bir ahenkle dans edecek umarız. nisanda o yaylar pek gevşemedi zannımca. baraj dolduran yağmurlar yaylarımızı pek okşamadı. en azından bu yaz susuz kalmayacağız, herhalde yani galiba.
nisan ayında akıllarda galatasaray-fenerbahçe maçı kaldı ve tabi dalgalar. iki senedir süren ve üst üste kıyıya vuran dalgalar her vuruşunda bazı kum tanelerini ve midyeleri gözaltına aldı. gözaltı süresince gözden düşen ve göze tırmanan birtakım insanlar olduğu gibi bazı gözbebeğimiz futbolcular da birbirlerinin gözünü şişirme çabasındaydılar. sabri belöz emre’nin boğazında guatr kontrolü yaparken aşık emre de lugano’nun etinin tadına bakıyordu. ordövr yerine konulan lugano da “gözümde bişey mi var?” diye iri iri açılmış gözlerini kontrol etmesi için aşık emre’ye gösteriyordu. guatr şüphesi nedeniyle pek sinirlenen belöz emre’nin sabri’ye “senin doktorluğuna güvenmiyorum o halde sıkıysa çıkışa gel” şeklinde meydan okuduğu gözlendi. dalgalar, yumruklar derken günü geldi ve ulusal egemenlik ve çocuk bayramımızı kutladık. sanırım komple ülke olarak gönlümüzden geçen şey dönis adlı sevimli yaramazın bir günlüğüne başbakanlık koltuğuna oturtulmasıydı. hevesini alsın sonra da sütünü içip uyusun dilekleriyle bütünleşen yurdum insanının isteği maalesef gerçekleşmedi. çok üzüldük.
artık önümüzdeki maçlara bakmalıyız. mayıs, haziran, temmuz… sıcaklar artarken deli defterinin abone ordusu da pencerede yarışan yağmur damlaları gibi birbirine eklene eklene büyüyor. dağıtım yapabildiğimiz şehir sayısı çok yavaş bir biçimde artsa da azimli olduğumuzu bilmenizi isteriz. azimli olunca üzümü yemek zor olmasa gerek. bağın adresini de etiketine yazarız böylece her şey net ve şeffaf olur.
mayıs ayı bazı şeylerin başlangıcı bazı şeylerin de sonu. futbol biterken yaz aşkları başlıyor. buzdolabındaki su şişeleri artıyor. şambreller tamir ediliyor. eşeğin aklı karpuz kabuğunda, karpuz kabuğunun gönlü ise denizde…
bakalım kim şampiyon olacak?
iyi mayıslar.
14. lui deli defterini okuyabilseydi eminim bunu hemen 13. lui’ye anlatacak ve 15. lui’nin de bir deli defteri abonesi olması için şimdiden girişimlere başlayacaktı. ancak deli defteri’nin sıradan beğenilere ve vasatın altında zekalara seslenmediğini bilen okurlar hemen şu soruları soracaktı: “deli defteri fransızca biliyor mu? peki 14. lui türkçe’den haberdar mı?” “muhtemelen değil” diye kendi cevaplayacaktı okur çünkü onca lui’deki namsal istikrarın monotonluğa dönüştüğü o ince çizgi, dil öğrenmek ve mizah için pek de uygun bir ortam değildi herhalde. neticede fransız kalacaktı deli defterine. adam galatasaray mezunu bir kral bile olsaydı, fransızlığının bedelini ödemek zorunda kalacaktı. şimdi sonuç olarak şunu belirtmek isterim ki… oyy, işte kontrolsüz bir kelime oyununun bizi getirdiği nokta.
yani demem o ki sayın okur; 14. sayımız bu. artık unutmazsınız. “ne 14’müş arkadaş, amma kafa ütüledi be” diyerekten eşe dosta anlatırsınız. ama reklamın iyisi kötüsü olmaz derler. mayıs ayına geldik sevgili okur. resmi tatille başladığımız mayıs ayı, gönüllerin yayını gevşeten bir ahenkle dans edecek umarız. nisanda o yaylar pek gevşemedi zannımca. baraj dolduran yağmurlar yaylarımızı pek okşamadı. en azından bu yaz susuz kalmayacağız, herhalde yani galiba.
nisan ayında akıllarda galatasaray-fenerbahçe maçı kaldı ve tabi dalgalar. iki senedir süren ve üst üste kıyıya vuran dalgalar her vuruşunda bazı kum tanelerini ve midyeleri gözaltına aldı. gözaltı süresince gözden düşen ve göze tırmanan birtakım insanlar olduğu gibi bazı gözbebeğimiz futbolcular da birbirlerinin gözünü şişirme çabasındaydılar. sabri belöz emre’nin boğazında guatr kontrolü yaparken aşık emre de lugano’nun etinin tadına bakıyordu. ordövr yerine konulan lugano da “gözümde bişey mi var?” diye iri iri açılmış gözlerini kontrol etmesi için aşık emre’ye gösteriyordu. guatr şüphesi nedeniyle pek sinirlenen belöz emre’nin sabri’ye “senin doktorluğuna güvenmiyorum o halde sıkıysa çıkışa gel” şeklinde meydan okuduğu gözlendi. dalgalar, yumruklar derken günü geldi ve ulusal egemenlik ve çocuk bayramımızı kutladık. sanırım komple ülke olarak gönlümüzden geçen şey dönis adlı sevimli yaramazın bir günlüğüne başbakanlık koltuğuna oturtulmasıydı. hevesini alsın sonra da sütünü içip uyusun dilekleriyle bütünleşen yurdum insanının isteği maalesef gerçekleşmedi. çok üzüldük.
artık önümüzdeki maçlara bakmalıyız. mayıs, haziran, temmuz… sıcaklar artarken deli defterinin abone ordusu da pencerede yarışan yağmur damlaları gibi birbirine eklene eklene büyüyor. dağıtım yapabildiğimiz şehir sayısı çok yavaş bir biçimde artsa da azimli olduğumuzu bilmenizi isteriz. azimli olunca üzümü yemek zor olmasa gerek. bağın adresini de etiketine yazarız böylece her şey net ve şeffaf olur.
mayıs ayı bazı şeylerin başlangıcı bazı şeylerin de sonu. futbol biterken yaz aşkları başlıyor. buzdolabındaki su şişeleri artıyor. şambreller tamir ediliyor. eşeğin aklı karpuz kabuğunda, karpuz kabuğunun gönlü ise denizde…
bakalım kim şampiyon olacak?
iyi mayıslar.

0 yorum:
Yorum Gönder