ABONE OLUN, OLDURUN !
duyduk duymadık demeyin!
vay efendim kulağımda ipod vardı,
yok efendim youtube’da komik bişey izliyordum,
bir daha söyleyebilir misiniz? diye gelmeyin bana!
dev kıyak! ekistra larç kaydırak!
derginizi basılı istiyorsanız; 6 sayı abonelik 12 tl.
pdf formatında istiyorsanız; 6 sayı abonelik 6 tl.
haydi, krizi fırsata çevirin dostlarım. büyük düşünün!
e-posta gönderin derhal aboneliğinizi başlatalım.
(abone olan herkese bütün eski sayıları pdf formatında gönderiyoruz.)
delidefteri@gmail.com
14 Eylül 2008 Pazar
ABONE OLUN, OLDURUN !
yasak - sabriye kerebiç
“fransa’nın güneybatısında 260 nüfuslu sarpourenx köyünün 70 yaşındaki belediye başkanı gerard lalanne, ’’mezarlıkta herkese yer kalmadığı için sarpourenx’da gömülmek isteyenlerin ölmelerinin yasaklandığını’’ bildirdi. lalanne, yasağa uyulmaması durumunda suçluların sert bir biçimde cezalandırılacağını’’ kaydetti.“ taraf gazetesi – 7 mart 2008
(köy meydanı)
— beni tekrar seçin ey fransanın en emekçi köyünün vatanperver köylüsü. daha çok şaraba ihtiyacımız var. daha çok çalışmalıyız. ve ben size bunu vaat ediyorum. size daha çok bağ daha çok bahçe daha çok fıçı daha çok peynir vaat ediyorum.
— emlak kralı mısın sen sayın başkan? nasıl veriyorsun daha çok bağ bahçe? peynir de nereden çıktı? bence artık emekli olmanın vakti geldi. o kadar çok titriyorsun ki sahte imza yüzünden başın belaya girecek. senin yaşında olup dünyada hala çalışan iki kişi var: birisi türkiye’de bir alman antrenör diğeri de amerika’daki özgürlük heykeli. onların da durumu pek iyi sayılmaz. biri dev dalgalarla savaşıyor hep, görüyoruz filmlerde, öbürü de yedek kulübesindeki oyuncuya “ön direğe koş” diye bağırıyor. yani sayın başkan, gelin bu inadınızdan vazgeçin.
— vazgeçmeyin ey fransanın en çalışkan köylüsü. bu sayın başkan adayına inanmayın. akıl yaşta değil baştadır. beni 7. defa seçerseniz bunun anısına köy meydanına 5. üzüm salkımı heykelini dikeceğim. sanata ve sanatçıya duyarlı olmak nedir göstereceğim. unutmayınız sanat damarlarından biri kopmuş bir hayatın …neydi? damar sanatlarından hayat… neyse. ey fransanın en sebatperver en temiz köylüsü izin verin bağrınızda, görev başındayken veda edeyim bu hayata, izin verin tabutum belediye sarayı olsun…
— oha, sayın başkan başka derdiniz? sayın başkanın yaşı hayli ilerlemiş olduğu içi unutuyorlar bir şeyi. hani ölmeyi yasaklamış idiniz? hani ölmek yoktu? geçenlerde birisi “ay ölem” diye türkü söylerken “ölürsen seni gebertirim” diyen siz değil miydiniz sayın başkan? peki ölmeyi yasaklamanın ardından cenaze marşını, güneş gözlüklerini ve murat kekilli’yi de yasaklayan? bruce willis’e devlet nişanı vermeye kalkıp da yetkiniz olmadığını anlayınca çark eden kimdi? bunları inkar mı ediyorsunuz yoksa kendinizi yasaktan muaf mı tutuyorsunuz sayın başkan? cevap veriniz bunlara sayın başkan!
— ey halkım, bakmayın siz bu sayın başkan adayına. ben size olan sevgimden öyle söyledim.
— sevginden mi yasakladın ölmeyi?
—yahu ey köylüler, bu sayın başkan adayına cevap vermek istemiyorum. barış olsun, dostluk kardeşlik olsun, ölmesin kimse anlamında bir şey o. yoksa mezar yeri kalmadığı için değil.
— dinleyin işte muhterem köylüler. mezar yeri kalmamış. ağzıyla söylüyor. mezar yeri kalmayınca ölmeyi yasaklayalım, güneş batınca görmeyi yasaklayalım, ampül patlarsa elektriği yasaklayalım, süt bitince de yoğurdu yasaklayalım…öyle mi sevgili vatandaşlar, size soruyorum öyle mi? ( hayır sesleri ) ( yuh sesleri) (yoğurtçuuu, taze yoğurt sesleri) (haşlanmış teze mısır sesleri) (ayak sesleri)
— ey fransa, ben ölmeyin derken yaşamaya sıkıca sarılın demek istedim, sevdiğinizi söylemek için geç kalmayın demek istedim, yeşili sevin doğayı koruyun işte, antibiyotikleri ihmal etmeyin demek istedim.
— sayın başkanın beyni sulanmış, bir de ceza verecek ölenlere. mortu çekmiş bir adama ne gibi bir ceza düşünüyorsunuz sayın başkan? tek ayak üstünde bekleme? fazladan ödev mi vereceksiniz? yoksa tahtaya yüz kere “bir daha ölmeyeceğim, söz veriyorum” yazmak mı?
( yuh sesleri) (olmaz sesleri) (we need no education sesleri) (yarım ekmek köfte sesleri)
— ey şarapla sulanmış toprakların terleri kutsal köylüleri, elbette ceza vermeyecektim, yalnızca korkutmak istedim. çaresizdim. kendime bile yer kalmadı. belediye sarayının bodrumuna kendim için bir çukur kazmayı bile düşündüm. ey fransa, siz bilirsiniz her şeyin doğrusunu, millet anlar, ceza koymasaydım da herkes patır patır ölseydi nereye gömecektik? haydi bir kaçını çöpe attık diyelim, bir kaçını da kadın programlarında seyircilerin arasına sakladık, ee kalanı? ne olacaktı? (doğru sesleri) (yuh sesleri) (varillere koyup türkiye’ye gönderelim sesleri)
— çözüm üretemeyen bir idarenin hazin çığlıkları bunlar vatandaşlar. katlı otoparklar yapılırken katlı mezarlar neden yapılamasın? işte ben başkan olursam katlı mezarlar projesini hayat geçireceğim. beni seçin sayın köylüler. mezar başına beş kat vereceğim. alt katlar ucuz üst katlar daha ferah olacak. kaçak mezarlaşmayla mücadele edeceğim. söz veriyorum. rahat rahat öleceğiz. aidat derdi olmayacak. otopark sorunu olmayan kat mezarlar yapacağım. işte projesi hazır (elindeki kâğıtları kalabalığa gösterir) işte belgelerle konuşuyorum. projelerle konuşuyorum. bu sayın başkan 27 yılda üzüm heykelleri ve körlere gazete okuyan umumi tuvalet servisinden başka ne yaptı? ayrıca o üzüm heykelleri hiç güzel değil. bir kere çekirdekli.
(ekşi sesleri) (yuh sesleri) ( gazeteyi okuyan memur da mehmet barlas gibi okuyor zaten feryatları)
— ey halkım, inanmayın buna. ey halkım unutma bizi…(yuh sesleri) (i love you melih sesleri)
— zafer bizim olacak vatandaşlar, zafer iç huzuruyla ölmenin olacak, sırada ötenazi için bazı girişimler olacak, her şey yavaş yavaş, köyümüzü kalkındıracağız. önce ilçe olacağız sonra bir deprem de olursa il bile oluruz. yedi yedi daha ne eder? size soruyorum ne eder? (14 sesleri) ( 49 sesleri) ( biz o konulara daha gelmedik sesleri)
— neyse boşverin köyümün güzel insanları. matematiği sonraya bırakalım. bu konuyu 7 temmuzda tekrar konuşuruz. bu sayın başkanı 77. doğum gününde belediye sarayında ölü bulunmadan önce beni seçin. ampülü yakın, kıratı şaha kaldırın, muslukları fazla açmayın, tekrar burada bu meydanda görüşmek üzere esen kalın. (var ol sesleri) (nur ol sesleri) (nur ol kelimesi gerçek hayatta hiç kullanılmaz ki sesleri) (aman boşver sesleri, zaten oyuncular da lanet olsun demiyor, fuck off diyor sesleri)
Gönderen delidefteri zaman: 23:14 0 yorum
Etiketler: sabriye kerebiç
modern çağ bağlantıları - hayri vaka
—o kapağı açsana bakayım çay gelmiş mi?
—yok abi
—lanet olsun. ağ bağlantılarında sorun var. çay talebim herhalde iletilmedi.
—olabilir abi. az önce saksılara su siparişi vermiştim. çiçekler hala maile hasret posta kutusu gibi mahsunlar. iletim sorunu var. bir soralım istersen.
—kalsın kalsın. daha yarım saat önce çocuğu gönderdiler benim parmak izi okuyucu için, beceremiyorlar işte. bak klavyeye bile dokunamıyorum hala. beni tanımıyor klavye, elim yandı.
—güvenlikte sınır yok abi. acımaz insana.
—yahu kendi bilgisayarımı kullanamıyorum. klavye kendini ızgara zannediyor. insafsız.
—dikkat et abi, bak benim parmaklar hala sargıda. bekle çocuk gene gelir. halleder. girmeyiver sisteme o zamana kadar.
—girmesi mi var lan? herşeyimiz burada. bak çay da gelmedi. örümcekler bile daha sağlam ağ örüyor. bizimki tirişkadan. hanım msn de patatesleri gösterecekti bana. çok iri doğrayınca sevmiyorum. benden onay alacaktı. o iş de yattı.
—abi telefondan göndersin fotoğrafını.
—gönderemiyor. uyduların bugün patatese alerjisi var. akşama kadar kapalı kalacakmış fotoğraf gönderim ünitesi.
—allah allah. akşama açsınız o zaman. ya diyorum bağlantı olsa şuradan söylersin hünkârbeğendileri olur biter.
—hünkârbeğendileri beğenenler beğenmiş. kalır mı sanıyorsun bu saate. sabahtan gidiyor onların iletileri. kontenjan doluveriyor. biz patates yiyeceğiz diye patlıcanlı keyfi ertelemiştik. ekmek bari bulabilsek.
—un varsa talimat verin yapıyor bir web sitesi. ama işte bağlantı yok.
—ulan nasıl bir hayat nasıl bir yaşam. macera dolu amerika. ulan memo ben en iyisi kendimi boğaz köprüsüne mesajlıyayım. atıversinler beni aşağı.
—abi duymadın mı? kalkanları açtılar.
—ne kalkanları?
—abi biri atladı mı ya da bir şey düştü mü köprüden 10. metrede kalkanlara takılıyorsun seni adresine gönderiyorlar.
—yapma ya.
—ben yapmıyorum abi belediye yapıyor.
—ölemiyoruz da be.
—ölemezsin abi. dijital belleğin sınırına dayanmadan izin vermezler.
—allah allah. nasıl dayanıcaz ona?
—dayanamazsın abi. yedekleme programı var her yerde. 100 yıllık iletişim kotanı doldurana kadar yaşamaya devam etmek zorundasın.
—evet. haklısın. bi daha bak bakayım şu kapağa.
—yok abi.
— güncellemeyi denesek iletiyi.
—ohoo abi istersen güncelle bak saat kaç oldu çay çoktan soğumuştur. gelse ne yazar?
—gönül yazar.
—ne?
—boşver sen bilmezsin windows 95 zamanından bir espri işte.
—abi siz orta yaşlılar ne acayipsiniz ya gönül’ün yazdığı şeylerle uğraşıyorsunuz. artık kimse kendi yazmıyor.
—biliyorum. eskiden sadece gönül yazardı. biz de tv seyredip portakal yerdik.
Gönderen delidefteri zaman: 23:09 0 yorum
Etiketler: hayri vaka
12 Eylül 2008 Cuma
eylül sayısı geldi haanım!
dünya futboluna şöyle bir bakarsanız, hatta basketbola, 7 numaralı formayı hep yıldız futbolcuların giydiğini görürsünüz. 7’nin özelliği nedir diye düşünürüm hep, yedi cücelerle bir ilgisi olması pek muhtemel değil, ama 7 rakamına masallarda sıkça rastlanması bilinen bir şey.
bu ay deli defteri ne kadar masalsı ya da fuleli adımlarla ceza alanına girme yeteneği ne durumda bilmiyorum, ama işte yedinci sayımızla buradayız. burası neresi? burası o güzel yüreğinizin o pırpırlı sevecenliğini ilettiği son istasyon, bütün mektupların vuslatı, bütün postacıların bildiği o en meşhur adres: elleriniz. (ve işte yağcı yayıncılık dalında bu yılın oskarı goes to deli defteri )
eylül ayı geldi çattı. çattı pattı kaç attı? ramazan başladı, bu yazının yazarı hala bir tek davul sesi duymadı, nerde o eski ramazanlar, nerde o eski promosyonlar, nerde o eski pide kuyrukları gibi sorular uzayıp gitti. okullar açıldı, milli takım ermenistan’ı yendi, yaz bitti, saz bitti, söz bitti, okullarla birlikte oyunlar da başladı. bir medya patronu bir başbakanın topunu aldı, başbakan da onun misketlerini kaptı, misketlerini kaptıran patron kaldırıma oturup ağlamaya başladı, o ağlayınca mahalleli toplandı, toptu misketti ortalık toz duman oldu. çocuklardan biri misketlerin avukatı, bir başkası topun savcısı oldu. herkes şöyle düşündü: zil ne zaman çalacak?
eylül bu sene alpay’la (hani şu eylülde geeeel diye şarkı söyleyen sonbahar sesli şarkıcı) değil yüklü gündemiyle geldi. alpay deyince cansel, cansel deyince akın sel geldi beynin hınzır hafıza odacıklarına. başka işi yokmuş gibi bu yazının yazarının, nerde ki bunların hepsi şimdi diye manasız düşüncelere daldı. eylül gelince diziler de geldi, milli eğitim bakanlığı tavsiyeli 100 temel eser mi okuyoruz, dizi mi izliyoruz gibisinden bir zihin karıncalanması yaşandı. sonracığıma, hafiften clark gable’ın şişman, biraz da gözlüklü halini andıran bir belediye başkanı önüne geleni içmeye başladı, içe içe şişti. başı sıkışanın içmeye davranması su içene yılan bile dokunmaz sözünün arkasına mı sığındıkları sorusunu getirdi akıllara. çay mı radyasyonlu? iç, su mu arsenikli? iç, çorbanın içine sinek mi kaçmış? iç anam iç… küçük bir sinek yahu, tadı pek güzel değil ama öldürmez, iç yavrucuğum, uyu yavrucuğum.
bu sms kaygılı girişten sonra birazcık da bu ayki yazılardan bahsedelim. çilek çilli, amerika turuna komşularıyla devam ediyor. “gaydanın sesi uzaktan hoş gelir”, komşulara ve atasözlerine güzel bir güzelleme. bu ay ertem ümit geri döndü. kendisinin yalancısı olmaya kalkarsak bundan sonra her ay düzenli olarak yazacağına söz verdi. (söz uçar, uğur uçar, yazı kalır. yazı, senet gibidir. ) “82 model anadol”, ertem’in sonbahar aromalı, hüzn-ü komik yazısının başlığı. sabriye kerebiç, ali sami yen stadı’ndan bildiriyor bu sayıda. bir alman, bir ingiliz ve bir sosyolog ali sami yen stadı’nda buluşmuşlar tadında… tadında diyorum çünkü beynelminel bir şey beklemeyiniz efendim. hayri vaka kene avında, hayri vaka fare peşinde’den sonra bu sayıda serimize devam ediyoruz; hayri vaka çevreci. “körolası çöpçüler”, çöp kamyonları ile fantastik bir yolculuk vaat ediyor. prof. dr. felsettin zofiya, bu sayıda beklemede. “koca ömür; bir çuval kömür” adlı yazısı beklemek mevzusunu deşiklemiş. edip üryanî, bu ay ephraim kishon’dan selam getiriyor gene. kishon, “zincirleme kaza” ile dergimizin bu seferki yabancı kontenjanı. arka kapakta çok genç bir şairden çok genç bir şiir var. “ritüel”. can sever, bundan sonra da bizimle olacak. can sever şiir sever, siz de can’ı seversiniz umarız.
bizi duyumsayın. bizi umursayın. bizi okuyun. bize buyrun. çok rica ediyoruz.
ekim’de hava biraz daha serinler, uzun kolluları ütüleyin derim. bol pideli, biraz deli, esenlikli günler dileriz. görüşmek ve gülüşmek üzere…
deli defteri’ni nerede bulabilirsiniz?
ankara; vadi, birleşik ve turhan kitabevleri.
izmir; yakın kitabevi.
trabzon; fanzin cafe.
istanbul; mefisto taksim ve simurg kitabevleri.
eskişehir; adımlar ve insancıl kitabevleri.
sakarya; değişim kitabevi.
delidefteri@gmail.com
Gönderen delidefteri zaman: 20:27 0 yorum
Etiketler: 7. sayı (eylül 2008)