18 Ağustos 2008 Pazartesi

deli defteri 6.sayı çıktı, oley!


evet geç kaldık haklısınız. yaz mevsiminin hain mahmuresi ve kocası rehavet, ailecek gene vazifelerini hakkıyla yerine getirdi ve oturuverdi kalemimize, kağıdımıza. polis çağırmak zorunda kaldık. ve işte 6. sayımızla huzurlarınızdayız.

ilhan mansız’ın okeye dönülecek bir yaşta futbola döndüğü dedikodularıyla, olimpiyatların sembolü diye bildiğimiz beş adet birbirine geçmiş halkayı kocaman sıfırlar olarak görüp toplayarak ülkemize getiren havlucu sporcularla başlayan bir ağustos ayının ankara için geçen seneki kadar sıcak ve çağla şıkel için geçen seneki kadar bekar olmayan günlerini yaşıyoruz.

çocuklar yavaş yavaş yeni okul çantası hayalleri kurmaya başladı, fethiyeler, olimposlar yanarken alevlerin arasından denize girmeye çalışanlar objektiflere yakalandı, oks, ogs ve öss’zedeler hiçbir şeyin sağlıktan daha önemli olmadığını kavramaya ve morallerini toparlayıp önlerinde maçlara bakmaya başladılar. sezon açılışları yapıldı, lincolnler gelmedi, sakatlar gene sakatlandı ve gene almanya’da bir sürü uyduruktan prova yapıldı. her sene aynı şekilde süregiden bu döngü bize “yoksa bunlar hoffoengemaingeverseldenburger gibi takımlarla maç yapmak kisvesi altında üç kilometre yürüyüp isviçre sınırını geçerek çakı ticareti mi yapıyor? nedir yani?” diye düşündürdü gene.

6. sayımız bir önceki sayıda olduğu gibi gene yeşil panjurlu köşeyle açılıyor. amerikalıların ciğerini bilen çilek çilli bu sefer o kadar aşağıya inmiyor ve dillerinde durup oradan bildiriyor. o, tad alma tomurcuklarında gezinirken biz de bir yazı nasıl hem komik hem de bilgiciklerle dolu olur görüyoruz.

hayri vaka, ızgarayı üstüne fırlatmıyor. zoraki bir av seansından eli boş dönmenin ezikliğini yazıyor. sokak kedileri dayanışma derneğinden tepkiler ve cırmıklama tehditleri gelmesini göze alan cesurca bir hikayeyle sayfalarımızda.

sabriye kerebiç “sen obez misin anne?” adlı diyaloğuyla obezite mevzusuna dokunduruyor. mizaha, bir çocuk gözünden fışkıran o safdilliği enjekte ediyor.

çilek çilli’nin sözlük köşesi de bu ay hizmete girdi. ilk kavramı: huni. bu sayıda hizmete giren bir köşe daha var. prof. dr. felsettin zofiya’nın uzman gözüyle incelediği ince konularla inceden okuruyla buluşacağı “felsettin’in çöplüğü” köşesi. 6. sayıda konusu: fobiler. bir sonraki sayıda kobi’leri ele alacakmış. (ben onun yalancısıyım. kobi’ler sıkıcı olur, en azından hobiler konusunda onu ikna etmeye çalışacağız)

son yazı üstad woody allen’dan. çevirsel patronumuz edip üryanî çevirdi gene. “red mektubu” reddedilme ve eğitim üzerine denizde sektirir gibi bir taşlama. hafifçe zıplatıyor insanı.

iyi okumalar dilerken şu dileklerle sözümüzü noktalıyoruz: siz siz olun engereklere konmayın, ergene’de don aramayın. dişlerinizi fırçalayın ve günde 7 saatten fazla uyumayın. öptük.
delidefteri@gmail.com

07 Ağustos 2008 Perşembe

DELİ DEFTERİ 5. SAYI... ÇOKTAAN ÇIKTI...

ey deli dostlar,

meşhur bir fıkra vardır ki bu fıkrayı herkes kendi konusuna, gündemin seyrine göre değiştirir. ben de geleneğe uyarak anlatacağım: temel, türkiye futbol federasyonu’nun kapısını çalmış: “ben milli takım teknik direktörü olmak istiyrum” demiş. “ne diyorsun kardeşim, sen deli misin?” demişler. o da cevap vermiş: ”şart midur?”

ya işte böyle. bir avrupa şampiyonası daha geride kaldı. yarı finale kadar geldik ama sonunda elendik. canımız saolsun. ne demişler; yarım elma gönül alma. milli takım için çalışan; federasyon başkanından malzemecisine, krampon vidalayacısından peter cech’ e kadar herkese teşekkürü bir borç biliriz.

ankara’yı sıcakların iyice rehin aldığı, fidye olarak da kar helvası istediği şu temmuz günlerinde gene ellerinizdeyiz. ilkokullarda ve bazı dil kurslarında bop diye bir sayı oyunu oynanır, bilirsiniz. işte bu bizim ilk bop sayımız.

nazife demir, pamuk prenses masalındaki kötü kalpli kraliçenin evde kalmış torununun hislerine tercüman olduğu “ayna ayna söyle bana” adlı yazısıyla mizah maratonuna devam ediyor. elif karadenizli, çağdaş ve güldürüklü bir demet ezop masalının güzel bir çevirisini yaptı. “ezop şehirde” adlı yazı amerikalı yazar yoni brenner’a ait. hayri vaka ise “gafur balsa’nın akıllara durgunluk veren hikayesi”ni yazdı. kendisi bu yazıyı malatya’da askerliğini yapmakta olan canından çok sevdiği abisine ve kafka’ya armağan ediyormuş.

sabıkalı yazarımız esrar baz ise nelere parmak bazıyor bir bilseniz…ooo…dövmeler, maymunlar, tahtalar, haziranlar, hazinler, piercingler, çibidipler ve dipler. öyle bir defans yapıyor ki ne servet’i sakat ne de emre’si cezalı. üstelik en iyi savunma önde basmaktır demişler.

bu sayıda yeni bir yazar kadrosu daha açtık. kendisiyle oynadığımız köşe kapmaca testini başarıyla geçti. abd’den bildirecek, güleç ve bildirgeç bir yazar olan çilek çilli. köşesinin adı “yeşil panjurlu köşe” final yazısı da ephraim kishon’dan. kadrolu çevirmenimiz ve editörsel patronumuz edip üryani çevirdi üstadın “adalet görecelidir” adlı kısa oyununu. her ne kadar olay israil’de geçse de siz onu taksim-kadıköy hattında oluyormuş gibi düşünebilirsiniz.

ağızda, biraz hayvanat bahçesine gitmiş gibi bir tat bırakan bu sayının, son sayfasında küçük bir sürpriz var. fakat muhtemelen siz onu bu yazıyı okumadan önce gördünüz çünkü biz türkler, ya fiyatına bakmak için ya da eskiden gazetelerde spor sayfalarının en arkada olmasının verdiği alışkanlıkla önce en arka sayfaya bakarız. şiiri imzasız yayınladık, o kadar da gizem olsun değil mi?

bize elektronik posta yollayan, düşüncelerini ve gülüncelerini paylaşan, yazı gönderen, domates atan, yumurta kıran herkese teşekkür ediyoruz. devamını da bekliyoruz. unutmayınız, delilik çeşmesi aktıkça kapılar açık kalmaya ve cereyan yapmaya devam edecek.

delidefteri@gmail.com