26 Kasım 2008 Çarşamba

red mektubu - woody allen

mektubu açıp karısı anna’ya okurken boris ivanoviç’in benzi attı. bu, üç yaşındaki oğulları mischa’nın manhattan’daki en iyi anaokuluna kabul edilmediğini haber veren bir red mektubuydu.

“bu olamaz” dedi boris ivanoviç,
“hayır, hayır bir hata olmalı” diye onayladı karısı.
“her şeyden önce o akıllı bir çocuk, hoş ve sempatik, sözlü yetenekleri var. ayrıca pastel boyalar ve bay patates kafayla arası çok iyi.”

boris ivanoviç’in tadı kaçmış ve kendine olan saygısını yitirmişti. şimdi küçük mischa, -o kreşe giremediği için- bütün itibarını yok etmişken bear sterns’ deki [1] ortaklarının yüzüne nasıl bakacaktı?
simirnov’un alaycı sesini duyar gibiydi:
“sen bu işlerden anlamıyorsun. bağlantılar çok önemlidir. para her şeyi halleder. sen görgüsüzün tekisin boris ivanoviç”
“hayır bu doğru değil” diye kendini savunacaktı boris,
“her şeyi ayarlamıştım. öğretmenlerden pencere temizleyicilerine kadar herkesi yağlamıştım… ama çocuk gene de başaramadı işte”
“mülâkat iyi geçti mi” diye soracaktı simirnov.
evet diye cevap verecekti boris
“ama legolarda biraz zorlandı”
“legolar…” diye mırıldanacaktı simirnov, o hor gören edasıyla.
“bu, birtakım duygusal sorunlara işaret eder. bir kale bile yapamayan bir angutu kim ister ki?”
“ama neden simirnov’la tartışayım ki?” diye düşündü boris. “belki de olayı hiç duymayacak.”

pazartesi günü, herkes öğrenmişti. masasında ölü bir tavşan vardı.
simirnov içeri girdi, yüzü tıpkı bir yağmur bulutu gibiydi.
“anladın işte” dedi.
“çocuk, süper ligde bulunan bir anaokuluna hiçbir zaman kabul edilmeyecek”
“ve bu yüzden dimitri simirnov, anaokulu onun bütün eğitim hayatını etkileyecek. değil mi?”
“isimlerden bahsetmeyi sevmem” dedi simirnov.
“ama yıllar önce ünlü bir yatırım bankacısı oğlunu büyük şöhreti olan bir anaokuluna sokamamıştı. çocuğun resim yapma kabiliyeti ile ilgili bir skandal vardı sanırım. sonuçta çocuğun reddedilmesi onları şeye zorladı... şeye…”
“neye söylesene?”
“beş yaşına geldiğinde şeye başlamak zorunda kaldı… bir devlet okuluna…”
“öyleyse tanrı diye bir şey yok” dedi boris ivanoviç
“on sekizine geldiğinde bütün yaşıtları yale’e ya da stanford’a giderken bu zavallı sefil, gerekli belgelere sahip olamadığı için berber okuluna gitmek zorunda kalmıştı”
“sakal ve favori tıraş etmeye zorlanmak…” diye ağlamaya başladı boris ivanoviç.
mischa’yı beyaz bir önlükle birinin yüzünü sabunlarken gözünün önüne getirdi.

“kek kalıplarıyla oynamakla veya kum havuzuyla ilgili bir geçmişi olmayınca hayatın o gaddarlığına hiç hazır olamamıştı.” diye devam etti simirnov.
“sonunda bir takım alt tabaka işlerde çalıştı, alkol problemi yüzünden işyerinde hırsızlık yaptı. umutsuz bir ayyaş olmuştu. bu da ev sahibi kadını boğazlayıp parçalara ayırdıktan sonra son buldu. asılırken bütün bunların nedeninin doğru anaokuluna gidememek olduğunu söylemişti çocuk”

boris ivanoviç, o gece hiç uyuyamadı. o anaokulunun aydınlık sınıfları hayalinden gitmedi. üç yaşındaki çocukları bonpoint[2] marka giysiler içinde kesip yapıştırırken ve sonrasında ferahlatıcı bir şeyler, bir bardak meyve suyu ve belki biraz balık kraker ya da çikolatalı bisküvi atıştırırken gözünde canlandırdı.

mischa, bu okula kabul edilmedikten sonra yaşamın ve bütün varlığın hiçbir anlamı yoktu. oğlunu koca adam olmuş prestijli bir şirketin ceo’sunun önünde hayal etti. adam, mischa’yı test ediyordu. onun hayvanlar ve şekillerle ilgili bilgilerini yokluyordu ki bunlar insanın derinlerdeki düşüncelerini ortaya çıkarıyordu.
“bu bir üçgen… hayır hayır sekizgen…ve bu bir tavşan…yo hayır pardon, bir kanguru…”
“peki ‘ali babanın bir çiftliği var’ adlı şarkıyı biliyor musun? burada bütün başkan yardımcıları söyleyebilir bu şarkıyı.”
“doğrusu efendim, bu şarkıyı tam olarak hiç öğrenemedim” diyordu mischa, iş başvurusu kağıt sepetine fırlatılırken…

***

red mektubunu takip eden günlerde anna ivanoviç bütün neşesini kaybetmişti. mischa’nın dadısıyla, onu, çocuğun dişlerini yukardan aşağıdan çok sağa sola fırçalatmakla itham ederek kavga çıkardı. yemek yemiyordu ve psikoloğuna gidip ağlıyordu.
“bu felaket başıma geldiğine göre mutlaka bir günah işlemiş olmalıyım” diye söyleniyordu.
“prada’dan ölçüsüzce ayakkabı aldığım için lanetlenmiş olmalıyım.”
o otobüsün nasıl üzerine üzerine sürdüğünü hatırladı ve armani, taksit hesabını bir açıklama yapmadan kapatınca çareyi onu yatak odasına davet etmekte bulmuş ve bir macera yaşamıştı. ama bunu boris’ten saklamak oldukça zor olmuştu çünkü aynı yatak odasındaydılar ve kocası sürekli “yanımızdaki kim?” diye soruyordu.

her şey iyice karanlık görünmeye başladığı sırada shamsky adında bir avukat arkadaşı boris ivanoviç’i aradı ve bir umut ışığı olduğunu haber verdi. le cirque’da bir öğlen yemeğinde buluşmayı teklif etti. boris ivanoviç restorana tebdil kıyafetle gitti çünkü red mektubu olayının duyulmasından sonra onu içeri almamışlardı.

“fyodoroviç adında bir adam var” dedi shamsky profiterolünden bir kaşık alırken.
“senin çocuk için ikinci bir görüşme ayaralayabilir. tek yapman gereken ona bazı şirketlerin hisselerindeki hareketlilikler hakkında bazı gizli bilgileri sızdırman”
“ama bu yasalara aykırı” dedi boris ivanoviç.
“yasaların ayrıntılarına takılırsan öyle” diye çıkıştı shamsky.
“aman tanrım, burada çok özel bir anaokuluna kabul edilip edilmemekten bahsediyoruz dostum. tabi ki ufak bir bağış da işe yarayacaktır. gösterişsiz bir şey. yeni ek binanın masraflarını karşılayacak birini aradıklarını biliyorum.”

tam bu sırada garsonlardan biri peruğuna ve takma burnuna rağmen boris ivanovç’i tanıdı. adam öfkeyle boris’in üzerine yürüdü ve yakasına yapıştığı gibi dışarı attı.
“yani! aptal olduğumuzu mu sanıyorsun? defol! oğluna gelince… bir komi aradığımızı söyleyebilirim. au revoir seni çulsuz!”

boris ivanoviç o akşam karısına amagansett’deki[3] evlerini rüşvet verebilmek için satmaları gerektiğini söyledi.
“ne? biricik kır evimiz mi?” diye haykırdı anna.
“kızkardeşlerim ve ben orada büyüdük. arazide yan komşuyla ortak hisseliydik. bizim hissemizin sınırı komşunun mutfak masasından geçiyordu. hatırlıyorum da, denize gitmek için meyve dolu kaselerin üstünden geçmek zorunda kalırdık”

kahpe kadere bakın ki mischa’nın ikinci mülâkata gireceği sabah çocuğun japon balığı ölüverdi. hiçbir belirti yoktu, hasta falan da değildi. hatta daha yeni yapılan bir kontrolde a1 notu almıştı. doğal olarak mischa’yı teselli etmek mümkün değildi. çok kederlenmişti. mülakâtta ne legolara dokundu ne de boya kalemlerine… öğretmen kaç yaşında olduğunu sorduğunda “kimin umurunda seni kara domuz!” diye yanıtladı.
böylece ikinci kez reddedildi.

boris ve anna ivanoviç şimdi çok fakirler. evsizler barınağına yerleştiler. orada çocukları çeşitli elit okullardan geri çevrilen diğer ailelerle tanıştılar. bazen yiyeceklerini paylaşıyorlar bazen de özel uçakları ve kayak merkezlerindeki tatilleri hakkındaki anılarını anlatıyorlar.

boris ivanoviç orada kendilerinden daha kötü durumda olan halk tabakasından insanlar gördü. kooperatif aidatını ödeyemedikleri için orada olanlar vardı. acılı yüzlerinin arkasında melek gibi insanlardı.

“artık bir şeye inanıyorum” dedi bir gün karısına:
“hayatın bir anlamı olduğuna ve tüm insanların, ister zengin ister fakir olsun, eninde sonunda tanrı’nın kentinin sakinleri olacağına inanıyorum çünkü manhattan kesinlikle yaşanmaz bir hale geldi.”
[1] abd’de ünlü bir yatırım bankası.
[2] ünlü ve lüks bir fransız cocuk giysi/aksesuar vs. markası
[3] new york’da lüks bir sayfiye kasabası.

0 yorum: