ben çamaşırları asayım diye çıktım balkona. canım ben nereden bileyim. meğer balkon kapısının sürgüsü dışarıdan açılmıyormuş. amerikan icadı işte. ben nereden bileyim amerikan usulünü. avrupa olsa başka. avrupa usulünü bilirim. ayol avrupa icadı olsa böyle insanı zor durumda bırakır mı hiç zaten. bu amerikan usulleri bize göre değil şekerim. bizim usullerimize göre değil. biz daha avrupaiyiz. bakma sen, bunlar avrupadan göç etmişler ama bizim kültürümüz gene daha bir avrupai. onun için ben dedim zaten. ne işimiz var amerika’da.çok uzak. bari avrupa’da bir yere gitseydik dedim. iş mi yok koskoca avrupa okullarında sana dedim. ama dinletemedim.
yoksa ben sadece çamaşırları asayım diye çıktım balkona. keyfimden mi çıktım. kapıyı da usulca çekiverdim arkamdan. ayol ne bileyim. kapının sürgüsünün işi işte. sen çat diye kilidin yuvasına oturuver. elimde çamaşır sepeti öylece kalakaldım. ayol herşeyin üstüne bir de söylenmez mi neden makinada kurutmuyorsun çamaşırları diye. e pes. bu kadarı da olmaz dedim. caanım işlemeli takımları, ipekli bluzları, has pamuk çamaşırları da kurutma makinasına koysaydım bir de. e pes. ayol kokuyor o makinaların içi. kokuyor rutubetten. hayır bu nasıl iş? koskoca bina. yüzden fazla daire. her dairede en az üç kişilik bir aile. artık sen hesabını kitabını yap kaç kişi. düşün işte o kadar kişi, binanın en alt katındaki topu topu sekiz tane çamaşır makinesini, bir de üç beş çamaşır kurutma makinasını ortak kullanıyor. ay olacak iş değil. ama işte oluyor şekerim. böyle görmüşler. kültür bu. ne yapacaksın? hadi onlar böyle görmüş. ama benimki de o kafada. düşünmüyor ki hiç, bu kadın nasıl her defasında iki büklüm eğilim silip temizleyecek o makinaların içini. hayır ben dedim ona. inat etme, gel bir makina alıverelim dedim. gördüm şekerim, var, avrupa malı markalar var. dedim istesek alırız. ayol dedim paramız mı yok. aaa ne dese beğenirsin. aşağıda o kadar makina varken yenisi alınır mıymış. hem alsak bile, binanın su tesisatına uygun koyacak yeri nereden bulacakmışız. hem zaten yakında nasıl olsa kendi evimize taşınacakmışız. o zaman zaten alacakmışız. şimdiye kadar ben ne alalım demişim de almamışız. doğru ama. yine de bahane şekerim, hepsi bahane. hayır taşınamadık ki zaten kendi evimize. böyle kirada. böyle apartman köşelerinde. ben dedim ona. sen önden git dedim. bir ev bul. ben oğlanı alır gelirim arkadan dedim. ama dinlenir miyim hiç. sakalım mı var ki? ailecek gidecekmişiz. ailecek yapacakmışız. oldu dedim. ne diyeceğim. kocam neticede. biz böyle öğrendik. biz amerikan kadını mıyız şekerim başına buyruk. ama şimdi sor bak. bin pişman. ah keşke kendi önden gelseymiş de. evi alıverseymiş de. neden pişman sorsan onun da kabahatlisi benim. beğenmiyormuşum baktığımız evleri. burun kıvırıyormuşum. ince eleyip sık dokuyormuşum. ayol tabii. sittin sene parasını ödeyeceğiz. zaten düşündükçe vallahi fena oluyorum. adam tuttu kolumdan getirdi yabancı memlekete. ben önce gül gibi mersin’i bıraktım onun için. çekti istanbul’a götürdü. şimdi istanbul’dan da oldum onun için. adamın bana bir ev için ettiğine bak. ayol paramız mı yok. olmasa anlarım. tabii bakacağım hepsine. sonra en iyisini alacağım.
işte ben çamaşırları asayım diye çıktım balkona. sen tut kapı kilitleniver. ben de kalakalayım öyle dışarıda. elimde de sepet. bir an öyle durdum. sonra dedim eyvah! hayır sandım ki ocağı da söndürmedim. dedim tuh tuh tuh. bu da mı gelecekti başıma. elim ayağım boşalıverdi. ama sepet de elimde ha. sonra dedim kızım kendine gel. kapattın ya ocağı. aman bi ferahladım. bi ferahladım ki sorma. hayır allahtan üstüme başıma çeki düzen vermişim. yoksa ayıp elaleme karşı. neyse ki güzelce giyimliydim. kocam gelecek diye. allahtan saatimi de takmışım koluma. ayol bu saati de emrivaki aldım. geçen gün. dedi biraz çıkalım da gezelim. o da neden. açık hava uçak müzesi varmış. oğlanı oraya götürelim istedi. ayol dedim açık hava uçak müzesi eskişehirde de var. benim rahmetli dedem paşaydı, nerede ne var hepsini bilirdi. avrupa görmüş adamdı. oradan biliyorum. dedim benim ne işim var uçak müzesinde. sen beni dükkanların olduğu bir yere bırakıver. azıcık vitrin bakayım. oğlanı al git. sonra döner gelirsiniz yanıma. önce bir mırın kırın etti. ailecek olsaydık dedi. sonra peki dedi. yalnız, dedi ne yapacaksın, dil bilmeden nasıl konuşacaksın. ayol dedim paranın dili her memlekette bir değil mi. güldü. vallahi güldü. ama böyle bir kötü kötü güldü. dedim içimden alacağın olsun. görürsün sen. zaten hep önce peki der. sonradan lafı sokuşturur. üstüne de bıyık altından güler. çarşı da bir kalabalık bir kalabalık. bir uğultu. bir gürültü. ama ben koydum kafama bir kere. girdim kuyumcuya. aman kuyumcu da kuyumcu olsa. baktım baktım beğenemedim bir şey. zevk meselesi şekerim zevk. zevksiz bunlar. halbuki avrupa böyle mi. ne zanaatçılar var. bizde de öyle. bizim mersin’de osmanlı çarşısında bir halil kuyumcusu vardı. adam zanaatçı. öyle doğmuş. görsen nasıl da güler yüzlü. ben genç kızken annemle giderdik. her defasında kapıarda karşılardı. e iyi de müşteriyiz tabii. burada öyle mi ya. kültür işte kültür. aman işte o kadar baktım baktım da ancak bir bu saati beğendim. işaret ettim elimle tezgahtar kıza. ayol öyle bakıyor suratıma. bir hışımla çıkarttım çantamdan cüzdanımı. cüzdanımdan da kredi kartımı. altın kart ya bir de. gösterdim kıza. başladı kız gülümsemeye. ee demedim mi şekerim paranın dili her yerde aynı. kız gerçi biraz fazla bir büzdü ağzını böyle gülümserken. hatta bıraksan gülecek gibi. işte görgüsüz tabii. akşama da ona dedim. yaa nasıl aldım işte saatimi bir başıma. sus pus kaldı. vallahi de kaldı. ama vallahi benim bir başıma alışıma mı şaştı kaldı. yoksa saatin fiyatına mı şaştı kaldı onu bilemedim. sade, sıfırları doğru mu görüyorum dedi. ayol dedim profesör olan sensin. sen ne görüyorsan odur. bir de kahkaha koyuverdim. ama ona alındı. vallahi alındı. peki dedi. sustu.
ben sadece çamaşırları asayım diye çıkıp da balkona öyle kalıverince baktım saate. beşe geliyor. e dedim gelmesi yakındır. ama daha oğlanı alacak yuvadan. gene nereden baksan bir saati bulur gelmesi. hayır, ben dedim. oğlanı türk çocukların gittiği yuvaya verelim dedim. hem saatleri daha makul. daha erken saatte gelir eve dedim. hem de çocuk kültürümüzden kopmasın istedim. bu yaşlar önemli yaşlar. ne öğrenirse şimdi. şimdi amerikan kültürünü bir öğrendi mi sonra vazgeçirmesi zor. adam ne dese beğenirsin. e artık bundan sonra burada yaşayacak değil miymişiz. eninde sonunda öğrenmeyecek miymiş. şimdiden öğrensinmiş de okula başlayınca rahat etsinmiş. kolay uyum sağlasınmış. işte şekerim. benim içimde hep bir umut. belli mi olur bakarsın döneriz dedim. ayol demesin mi ki ülkenin belki de dünyayın en iyi üniversitelerinden birinde profesör olma şansı tanınmış bana. bir daha dönmem geriye diye. bak bir de böyle tepeden tepeden laflar. ah işte ah. hep dersleri, hep öğrencileri, hep o hayali sayıları kanıtlama derdi. ben vatanımı özlemişim. adamın tasası mı ki. aman bir de hoca da dedirtmez kendine. profesör. neymiş efendim o profesörmüş, bu genç yaşında profesör olmuş. kendine hoca dedirtmezmiş. imam mıymış ki. ders vermiyor mu işte. veriyor. hoca işte. hayır dedim ki madem burada okuyacak büyüyünce oğlan. bari şimdi azıcık türk evlatlarıyla arkadaşlık etsin de kültürümüzden şimdiden kopmasın dedim. aaa üstüme iyilik sağlık. ne dedi biliyor musun. sen merak etme dedi. senle aynı evde yaşadığı sürece türk kültüründen zaten kurtulamaz dedi. bırak da dedi oğlan biraz dünyayı görsün tanısın dedi. biraz görgüsü artsın dedi. kulaklarıma inanamadım. ama o hep der zaten. fazla gelenekçisin sen der. başka da bir şey demez. ah anneciğim ah. bana dediydi zaten. taa o zaman dediydi. kızım dediydi. sen yapamazsın bu adamla. bu adam senin güzelliğine vuruldu. ama bunun gibi mürekkep yalamış adamlar güzellikten çabuk bıkar dediydi. adam koskoca amerikan kolejini okumuş, üstüne de istanbulda iki üniversitede yüksek tahsil yapmış dediydi. senin mersin kız koleji tahsilin bu adama az gelir sonradan. küçük görür seni . azımsar dediydi.
işte ben çamaşırları asmak için balkona çıkmıştım. düşün. benim dediğim gibi oğlanı türk okuluna verseydik erkenden gelecekti eve. ben de böyle balkonda kalmayacaktım. elimde de sepet. ya şekerim. ama neyse bırakmadım kendimi. ayol ne bırakacağım. ama sepeti bıraktım elimden. çırptım çamaşırları. astım bir güzel tele. bir yandan da baktım yan taraftan sesler geliyor. anlamıyorum tabii konuşmaları. ingilizce ya. fransızca olsa azıcık anlarım. kız kolejinde son sınıftayken bir fransız askerin hanımı bize derse gelirdi. nasıl zarif bir kadındı. nasıl da zevkli giyinirdi. avrupalı işte. anlamasam da kulak kabarttım biraz. en azından seslerden biraz aşinalık olur diye. hep diyor zaten o. komşlularla ahbaplık et. kulak aşinalığı olur diyor. zaten lisanı öğrenmek için üniveristenin kursuna da kaydettirmiş beni. hindistan’dan gelen bir hoca varmışmış. o da kaydettirmiş hanımını. oldu dedim. iyi etmişsin. bu yaşta genç çocuklarla okula gideyim. ne varmış yaşında dedi. otuza bile yaklaşmadın dedi. doğru. ben de onun üzerine dedim. hatta belki bir de beğenen çıkar beni genç oğlanların arasından dedim. tövbe. ama güldü. bak bu sefer vallahi güldü. çıkar tabii dedi. çıkmaz olur mu. sendeki güzellik kimde var dedi. sonra ama dedi. bir şey daha diyecek gibi oldu. demedi. ayol sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim. kıskanmadı bile adam. kolumdan çekip sen benimsin kimse beğenemez seni demedi. zaten hiç demedi.
ben çamaşırları asayım diye çıktım işte balkona. olanlar o arada oldu şekerim. bu ameirkan icadı kapı kilitleniverince arkamdan. e çamaşırları da astım. bizimkilerden de ne ses var ne seda daha. ne yapacağım. bekle dur. ayol o sırada bir gürültü koptu yan balkonda. korktum. vallahi korktum. ne yalan diyeyim. hayır iki balkon arasında da duvar var. görünmüyor ki bir şey. işte amerikan usulü şekerim. aman kimse birbirini görmesin de. cemiyet hayatı yok ki zaten bunlarda. bak iki ay olacak geleli. daha bir komşu kapıyı çalıp da yeni taşındınız. hayırlı olsun. bekleriz demedi. işte usulleri farklı. artık ona veriyorum. aman zaten biz kendi bahçeli evimize geçince. artık oradaki komşularla ahbaplık edeceğiz. zaten bu yan komşuları benim gözüm tutmadı biliyor musun. biz ilk taşınırken gördüm. hanımla kocasını. hanım pek edalı. adam desen vur ensesine al lokmayı. belli kadının halinden adamın tepesine binmiş. yazık. hanımı ne zaman görsem sonra, böyle açık saçık bluzlar. uçuk kaçık renkler. ipe sapa gelmez makyajlar. olmaz. bizim kültürümüzde yakışık almaz. zaten güzel kadın fazla süslenmez. gerek görmez. bir gürültü bir bağırışma. şaşkın oldum ben de. ayol sonra bir de ne göreyim. yan balkondan bizim balkona bir adam atlamasın mı. bir de adam bir don bir gömlek. ter içinde. dedim ben hayal görüyorum herhalde. ama yok. adam gerçek. vallahi gerçek. ayol hayretler içinde kaldım. sen o duvarın etrafından parmaklığın üzerine çık. hoop bizim balkona. ay olacak iş değil. bir de adam beni görünce üzerime doğru gelip eliyle sus yapmasın mı. ay dedim ben zaten dilimi yutmuşum. bir yandan da fısır fısır bir şeyler diyor. anlamıyorum ki. hayır fransızca olsa neyse. bir derece. elimle de işaret ediyorum git diye. anlamıyor ki adam. ay delirecektim. vallahi deli çıkacaktım. nasıl elim ayağıma dolandı. ama adam onu anladı. vallahi anladı. nasıl betim benzim atmışsa artık. eliyle koluyla böyle bir şeyler yaptı. korkma falan gibisinden hani. ayol mümkün mü. nasıl korkmayayım. ah ya bir de gören olsa. elin adamı. bir don bir gömlek. bizim balkonda. bir de kapı kilitli mi üstümüze. adam da anladı kapı kilitli. zorluyor açılsın diye. açılmıyor. tam o anda. vallahi tam o anda kapı açıldı. hayır, sokak kapısı açıldı. kocamla oğlan içeri girdi. ay dedim bana bir şeyler oluyor. kapıya tutundum. ay yığılıp kalacağım an meslesi. işte o an kocam balkon kapısına doğru koştu. tam kapıyı açtı. yan balkondan bizim balkona doğru bir adam kolunu uzattı. ne göreyim elinde bir tabanca. iki el patladı. ben kocama sarıldım. kocam beni içeri çekti. bir don bir gömlek adam yere kapaklandı.
ben sadece çamaşırları asmak için çıkmıştım balkona. şu başıma gelenlere bak. hayır ya kocam yetişmese ne olacaktı. sonradan anladık işin aslını astarını. ben tahmin etmiştim zaten. o edalar o kılıklar boşa değildir diye. bizim komşu hanım kocasını aldatıyormuş. kocası da şüphelenmiş. tuzak kurmuş karısına. iş seyahatine gideceğim demiş. ama gitmemiş. pusu kurmuş ayol resmen. basmış yani karısıyla adamı. adam tabii can havliyle bizim balkona atlamış. kadının kocası da silahı bizim balkona doğrulmuş. aman neyse ki arada duvar var. görememiş adamı. havaya ateş etmiş. adamcağız da korkudan yere atmış kendisini. ama yere atarken de ayağı bizim çamaşır teline takılmış. saçmış ortalığa caanım çamaşırları. ah ahh ama sonradan öğrendik ki kadını vurmuş biliyor musun canım kardeşim. bizim balkona iki el attıktan sonra. bir hışım içeri girmiş iki el de kadına. tak tak. ben tabii olayın şokundan duymadım bile sesleri. ama işte kötülere bir şey olmaz. hastaneye yetiştirmişler hemen kadını. ya işte şekerim. görüyorsun ya başıma gelenleri. hayır bir de herşeyin üstüne benim adam demesin mi neden makinada kurutmuyorsun çamaşırları. görüyorsun işte kurutucuda kurutmazsan başına gelecekleri. onca hadisenin üstüne adam bunu dedi. ama ben de dedim ki pes. geçtim karşısına. dedim sen beni o adamla görünce ne sandın. bir şey sanmadım dedi. dedim nasıl olur. ayol adam bir don bir gömlek. ya benim aşığım olsaydı. dedim ne yapacaktın o zaman. sen de çekip vuracak mıydın. sen beni aldatmazsın dedi. dedim tut ki aldattım. tövbeler olsun. dedi tut ki aldattın. bu beni artık sevmediğin anlamına gelirdi dedi. beni sevmiyorsan evli kalmamız da uygun olmazdı. boşanırdık dedi.
ben sadece çamaşırları asayım diye çıkmıştım balkona. şu başıma gelenlere bak. bir de üstüne kocamdan duyduklarıma bak. ayol adam, çeker vururdum. seni kendimden başkasına yar etmezdim. ya benimsin ya toprağın demedi. zaten hiç demedi. ayol inanamadım. vallahi inanamadım. meğer kocam beni sevmiyormuş da haberim yokmuş. başıma gelenlere bak. oysa ben sadece çamaşırları asayım diye çıkmıştım balkona.
08 Kasım 2008 Cumartesi
ben sadece çamaşırları asayım diye çıkmıştım balkona - nazife demir
Gönderen delidefteri zaman: 21:17
Etiketler: nazife demir
0 yorum:
Yorum Gönder