
hayri vaka; yumurta
edip üryani; yolda gördüğümüz güzel kızlara nasıl davranmamalıyız?
sabriye kerebiç; nikah masası
duygu t.;sahici prensesin gurur ve bezelyeler üzerine inşa edilen aşkının hikâyesi
woody allen; manhattan'ın kuyrukları
amy ozols; küçük felaket
andy borowitz; boş zaman
“lisedeyken sivilcelerimi saç kurutma makinesiyle kurutmaya çalışırdım. insanlar yüzüme bakıp ‘kuaförün kim?’ diye sormaya başlayınca bıraktım”
hayri vaka
“külüstür arabamla köprüdeki gişelere geldim. görevli ‘50 cent’ dedi.
‘sattım gitti’ dedim.”
sloppy white
“ne zaman arabama bir otostopçu alsam şöyle diyorum: ‘kemerini bağla dostum, çizgifilmlerde gördüğüm bir şey deneyeceğim’ ”
steven wright
“karım eve geldi ve bana bir iyi bir de kötü haberi olduğunu söyledi. önce iyi haberi duymak istedim. ‘havayastıkları çalışıyor’ dedi.”
roy chubby brown
“bir trene yetişmenin bugüne kadar keşfettiğim en iyi yolu; o treni daha önce kaçırmış olmaktır.”
g.k. chesterton
“deniz tutmasının iki evresi vardır: birinci evresinde öleceğinizden korkarsınız, ikincisinde ise ölememekten korkarsınız.”
sandi toksvig
“uçaklardaki oksijen maskelerini bilirsiniz. bence içinde oksijen filan yok, onlar sadece çığlıkları bastırmak için.”
rita rudner
28 Haziran 2009 Pazar
deli defteri 16. sayı
Gönderen delidefteri zaman: 22:33 0 yorum
Etiketler: 16. sayı (temmuz-ağustos 2009)
04 Haziran 2009 Perşembe
DELİ DEFTERİ DAĞITIM NOKTALARI
ankara; dost kitabevi
imge kitabevi
turhan kitabevi
birleşik kitabevi
ardıç kitap kafe
istanbul; mefisto kitabevi
eskişehir; adımlar kitabevi
insancıl kitabevi
malatya; hayal büfe
Gönderen delidefteri zaman: 23:31 0 yorum
Etiketler: DELİ DEFTERİ DAĞITIM NOKTALARI
02 Haziran 2009 Salı
dörtten sonrası yalan - sabriye kerebiç
Büyük bir gürültü var. Kocaman, yeşil bir alan. Büyük bir gürültü ama ne fena. Aman Allah’ım. Hassas kulaklarım bana acı vermeye başladı. Kanadı aksadığı için peşinden gitmiştim o serçenin. Yoksa işim olmaz onlarla. Uçuyorlar. Bazen bunu unutup peşlerinden alıkça koşan saf kedileri görüyor, gülüyorum. Yok ben saf değilim. Biliyorum ki uçamayacak. Eninde sonunda yorulup pençelerime düşecek. Ama o inanılmaz gürültünün beni mahvettiği yere doğru kaçtı. Çimenlerin üzerinde koşan çıplak bacaklı insanlar gördüm. Birdenbire gözlerime, kulaklarıma ve burnuma o kadar çok ve farklı uyarılar geldi ki birden neye uğradığımı şaşırdım. Çok insan vardı. Çok. Yeşilliğin etrafına oturmuşlar. Kuş nereye gitti bu arada kaybettim onu. Kendi canımın derdine düştüm. Üstüme su şişeleri filan yağıyordu. Çimlere doğru koşunca beni kovalamaya başladı çocuklar. Kenara kaçtım. Kulübe gibi bir şeyin arkasında kendime göre bir boşluk buldum, saklandım. O kadar çok insanı bir arada görmemiştim. Ve kulaklarım alışınca anladım ki aynı şeyi bağırıyorlardı. Birlikte şarkı mı söylüyorlardı? Yok, şarkı değil çünkü fazla öfkeliydiler. Daha önce duyduklarım gibi değil. Bir yaşıma daha girmiştim. Gizlendiğim yerden çıplak bacakları izledim. Hepsi erkek. Bir top var. Sürekli koşuyorlar. Birisi topa vuruyor. Tekrar koşuyorlar. Bir de bizim kara Selami gibi bir çıplak bacaklı daha var. O hiç topa vurmuyor. Ama koşma dersen eksik kalır yanı yok. Kuş nereye gitti acaba? Yahu uçamaz o nereye gidecek? Kenara bir yere tünemiştir. Ben bu halimle korktuğuma göre o kalp sektesinden gitmiştir şimdiye kadar. Mundar olmuştur. Kahretsin, nerden geldin buraya be kuş. Bak hem kayboldun hem beni aç bıraktın. Etrafta bol bol su var. Saçılmış. Ama yiyecek bir şey yok. Bu insanlar et filan fırlatmıyorlar etrafa. Ateş yakanlar var. Ama bir şey pişirmek için değil. Ateşi ellerinde tutuyorlar. Ateşi nasıl tutuyorlar yahu? İnsanları anlamak için insan olmak lazım. Ama kara Selami söylemişti. Belki de haklı. Onları anlamak için insan olmak da yetmez. Kara Selami kılıklı düdük öttürüyor bazen. O öttürünce herkes duruyor. Gürültü artıyor. Ben ne zaman kurtulacağım buradan? Kendimi çok güçsüz hissettim. Beklemeliyim. Bunlar giderse ben de çıkarım. Hava da karardı. Ve oğlum hâlâ açsın. Bravo sana. Kuşun peşinde geçti akşam. Kurtulayım buradan kara Selami’nin evine gideceğim. Çöplerinde her zaman balık oluyor. Selami’nin artıkları oluyor. Selami’nin yemediğini biz yiyoruz bakar mısınız… Bu dünyada insanlar var, gürültü yapan insanlar var, kediler var bir de şanslı kediler var. Evet, dörde ayrılıyor canlılar bence. Dörtten sonrası yalan.
Gönderen delidefteri zaman: 21:58 0 yorum
Etiketler: sabriye kerebiç